Bilmiyorum!

mehmet dogan
4 min readApr 6, 2020

Hayatınızda, hayatınızı değiştirebilecek bir harita gördünüz mü hiç? Cevabınızı tahmin edemiyorum ama eğer 1854 yılında Londra’da yaşıyor olsaydınız, cevabınız büyük ihtimalle evet olacaktı.

1850li yıllarda, Londra’da yaşayanlar, şimdi yaşadığımıza benzer ölümcül bir pandemi ile karşı karşıyaydılar. Bu sefer insanları öldüren şey bir virüs değildi. Vibrio cholerae adı verilen ve insanlarda kolera hastalığına neden olan bir bakteriydi. Bu bakteri ile hasta olanların, hastalık belirtilerini hemen gösterip, birkaç gün içinde ölmesi nedeniyle, bu salgına modern veba ismini vermişti Londralılar.

Sanayi Devrimi, kırsal kesimde yaşayanları Londra’ya getirmişti. Artan nüfus, kirlenen hava, kanalizasyon sistemlerin yetersizliği, şehir içindeki yiyecek tüketiminin artmasıyla oluşan çöp problemi, Londra’yı daha da kalabalık, pis ve yaşanılması güç bir yer haline getirmişti. Thames Nehri, şehrin ortasından akan bir kanalizasyon haline gelmeye başlamıştı.

O dönemde, modern mikroskop gibi bir teknolojinin, ve 1800lerin sonunda anlaşılacak olan Pastör’ün mikrop teorisi’nin eksikliği, Londra’yı avcuna almış bu salgının nedenini ve nasıl bulaştığını gizemli bir hale getirmişti. Londra’da yaşayanlar— özellikle Soho’da, kötü kokan pis havanın, bu salgına neden olduğunu ve ölümcül hastalığın bu şekilde bulaştığını sanıyordu.

Herkes aynı görüşü paylaşmıyordu. Bunlardan biri de Kraliçe Victoria’nın doktoru, anestezi uzmanı Dr. John Snow’du (hayır, o The Game of Thrones’daki Jon Snow değil!).

Hastalığın ilk belirtilerinin ishal ve kusma olmasına rağmen, o dönemdeki doktorlar bu hastalığın, hava yoluyla bulaşan, özellikle sanayi devriminin yarattığı kirli hava yüzünden salgına dönüşen bir hastalık olduğunu savunuyorlardı. John Snow ise bu hastalığın sindirim sistemi yoluyla vücuda girdiğini savunuyordu. Ve bu teorisini ispatlamak için veri toplamaya başladı.

Hastalığın hava yoluyla bulaştığına inanan doktorlar da veri topluyordu. Mesela ölen kişilerin boy uzunluklarını karşılaştırıyorlardı. Çoğu zaman bu veriler onlara yanlış pozitif veriyordu ve sırf yanlış pozitif verilerle oluşturulan modeller nedeniyle uzun boylu Londralılar dışarıya çıkmaya korkuyordu.

John Snow ise başka veriler topluyordu. Ölen kişilerin hangi mahalleye, hangi eve ait olduğunu araştırıyor, ve bu veriler ile bir harita oluşturuyordu. Bu veri haritası, Dr. Snow’u, koleranın Soho’daki kaynağına götürdü: Broad Caddesi.

John Snow, oluşturduğu harita ile belediye yetkililerini inandırmayı başardı, ve Broad Caddesi’nin meydanında olan su pompasını kolunu kaldırıp, kullanılmasını engellediler.

Zamanla, su pompasını kullanamayan mahallede salgın azaldı ve John Snow, salgının hava değil de içilen su ile yayıldığını ispatlamış oldu.

John Snow’un topladığı veriler, bu veriler ile oluşturduğu teori ve harita, Londra’da on binlerce kişinin hayatını kurtardı… ama daha da önemlisi, İngiltere’ye bu tip salgınlarda ne gibi verilerin pozitif, ne gibi verilerin ise negatif değerler taşıdığını öğretti.

John Snow’dan bu yana çok şey değişti. Veri toplamak kolaylaşırken, bu verilerden oluşturulan modelleri, haritaları ve tabloları anlamak, bunları kullanıp bir sonuca varmak daha zor ve karmaşık hale gelmeye başladı. Bugün geçmişte hiç görmediğimiz kadar daha çok veriye, daha çok bilgiye sahibiz ama maalesef bu bizi daha iyi yapmıyor çoğu zaman… İngilizcede çok kullanılan “analysis paralysis” efektini yaratıyor bazen.

Covid-19 salgınının epidemi haline geldiği andan itibaren hemen hemen bütün ülkeler yapay zeka, lokasyon, mobilite ve sağlık verilerini kullanarak — pandemi haline gelen salgının önüne geçmek için, oluşturulan model ve tablolara bakarak birçok kararlar veriyorlar. Verinin ve buna bağlı kararların neredeyse saatlik değiştiği, ve doğru veriye ve bilgiye ulaşmanın yaşam ve ölüm arasındaki fark anlamına geldiği bu kriz döneminde, oluşturduğumuz haritaların hangisi bize doğru bilgi veriyor? Elimizdeki tablolar çoğu zaman, dünyanın dağınıklığını, verilen kararların karmaşıklığını, ekonomik ve politik hesapların ağırlığını, kişi ve toplumun yaşadığı psikolojik etkenleri içinde yansıtmıyor, daha da tehlikelisi bazen gizleyebiliyor.

Eğer topladığımız verilerle oluşturulan haritalar –Dr. Snow’un yaptığı gibi ve Edward Tufte’nin dediği gibi, tekil ve açık bir amaca hizmet etmiyorsa (yukarıdaki harita gibi), o modellere bazen gereğinden büyük anlamlar yüklenebiliyor ve sanki gerçek bir “gerçekliği” yansıtıyor gibi anlaşılabiliyor. Halbuki bu araçlar çoğu zaman gereğinden fazla ilkel ve indirgemeci. Çoğu zaman bu tablolar bir senaryo, planlama ya da trajectory için kullanılsa da gerçeği yansıtmaktan uzak olmayı bırakın daha da tehlikelisi yeni “gerçekler” bile yaratabiliyor.

Neden yazıyorum bütün bunları? “Bilmiyorum” demek için.

Geçenlerde sevgili dostum Alper Akcan bir tweet attı.

Soru basit gibi görünse de basit bir soru, ya da konu değil. İlk tepkim, bildiğimi sandığım kadar cevap vermek oldu… halbuki cevabım “bilmiyorum” olmalıydı. Acaba ne gibi kararlar veriliyor eksik-yanlış veri ile üretilen tablolarla? Ya da ne gibi tablolar yarını, ve gelecekte verilecek kararları değiştirecek?

“Eğriyi düzleştir” fikri işte Dr. John Snow-vari bir veri tablosuyla ortaya çıktı ki topluma yararlı bir politika geliştirmek için gerekli bir haritaydı.

Önümüzdeki günlerde, milyonlarca veri noktasıyla oluşturulmuş yüzlerce harita göreceğiz. Bu haritalar geleceğin kamu yönetimine, halk sağlığı politikalarına, kolektif ve bireysel davranışlara, sosyal inançlara, ve sosyoekonomik modellere yön verecek. Bu kesin!

İnsanlık tarihinde daha önce sahip olmadığımız kadar daha çok veriyle oluşturacağımız modeller sayesinde, gelecek için vereceğimiz kararlar Dr. Snow’un ki kadar açık ve net olacak mı?
Bilmiyorum… Bunu hep birlikte göreceğiz.

--

--